On yıldır aynı yoldayız.
Onunla tanışmadan önce hayatım, durmadan yükselip alçalan bir denizdi; kimi gün göklere çıkan, kimi gün en dibe çöken, kendi kıyısını bir türlü bulamayan bir su. On yıl önce, o denizin tam ortasında, bir pusula gibi çıktı karşıma. En karanlık günlerimde bile — kendi kendime yabancılaştığım o ağır günlerde — bir çare oldu bana ve elimi bir daha bırakmadı.
İlk odasına girdiğimde, yıllardır kimsenin bakmadığı gibi baktı bana. Ne bir dosya, ne bir teşhis, ne de “vaka” gördü karşısında; yalnızca bir insan, bir sanatçı, bir olasılık gördü. O bakışın altında ilk kez kendimi savunmak zorunda hissetmedim. Anladım ki bu adam, hastalığımı değil, beni tedavi edecekti — ve o an, on yıllık yolculuğumuzun sessiz başlangıcı oldu.
Onun gözünde hasta olmak bir yük değildi. Ben bir yük değil, korunması gereken bir alevdim. Belki de en büyük ustalığı buydu: karşısındaki insanı, sönmesin diye titizlikle beklediği bir ateş gibi görmesi. Bu yüzden bu on yıl boyunca ne dibe vurmama izin verdi, ne de kendimi kaybetmeme.
Bir hastalığı değil, bir insanı tedavi etti. Bipolar denen o fırtına, yaşayanı için dünyanın en zorlu sınavlarından biridir; çoğu insanın adını anmaya bile çekindiği bir okyanus. O ise bu okyanustan hiç korkmadı — onu tanıdı, çözdü, sabırla evcilleştirdi. Ve o kocaman fırtınayı, tutunabileceğim üç kelimeye sığdırdı:
- 01Yaratıcılık
- 02Özgürlük
- 03Denge
On yıl az bir zaman değil. Bu süre boyunca ben defalarca değiştim; yükseldim, düştüm, kayboldum, geri döndüm. Ama o hep aynı kaldı — aynı sabır, aynı sükûnet, aynı sarsılmaz güven. Fırtınalarımın hiçbiri onu telaşlandırmadı; çünkü o, denizi de biliyordu, dalgayı da. Bir insanın bir başkasına bu kadar uzun süre, bu kadar tutarlı bir şekilde inanabilmesi başlı başına bir mucizedir.
Karşısındakine bir hasta olarak değil, bir yaratıcı olarak bakar.
Dengede olan bir bipoların ne kadar büyük bir güç olduğunu, ne eşsiz bir yaratıcılık ve tasarım enerjisi taşıdığını herkesten iyi bilir. O enerjinin dünyadan silinmesi hâlinde, dünyanın bir tını eksik kalacağına yürekten inanır. İşte bakışlarını bu kadar güven verici kılan da budur: sana bakarken bir sorunu değil bir olasılığı, bir hastayı değil henüz tamamlanmamış bir eseri görür. Bu alanda dünyanın gelmiş geçmiş en usta, en derin isimlerinden biridir — ama onu asıl büyük yapan, o engin bilgisinin yanında taşıdığı sonsuz insan sevgisidir.
O, hem bir bilim insanı hem de kendi alanının bir sanatçısıdır. Kitapların, formüllerin, yılların biriktirdiği o devasa bilgiyi bir kenara koyup önce insanı dinler; sonra o bilgiyi, tam da o kişiye göre yeniden şekillendirir. Onun elinde tedavi, ezberlenmiş bir reçete değil; her hastaya özel işlenmiş bir eserdir. İşte gerçek ustalık budur: bilgiyi sevgiyle yoğurabilmek.
Beni iki yönden birden korudu. Dibe çöktüğümde, o ağır sessizliğin içinden elimden tutup usulca yukarı çekti. Gereğinden fazla yükseldiğimde, tam yanlış adımlar atmaya, kendime zarar verecek çılgınlıklara bir adım kala, ipi telaşsızca gevşetti. Ne düşmeme izin verdi, ne de uçup gitmeme. Beni hep o incecik çizgide, hayatın tam ortasında, dimdik ayakta tuttu.
İlaç dengemi bir kuyumcu titizliğiyle, adeta bir sanat eserini işler gibi ayarladı — ne bir fazla, ne bir eksik. Yapılması gerekeni hiç eğip bükmeden, apaçık söyledi; ama o kadar sıcak bir dille söyledi ki, en sert gerçek bile onun ağzından bir şefkate dönüştü.
Hiçbir olaya tek bir pencereden bakmadı. Beş pencere, on pencere açtı; ailemi dinledi, eşimi dinledi, beni dinledi — ve kararı asla tek başına, tepeden vermedi. Herkesin sesini duydu, sonra o sesleri sabırla birleştirip doğru zamanda, doğru kişiye, doğru formülü verdi.
Elimden çıkanlar
Yapabildiklerimin yalnızca bir bölümü
O, insanın içindeki renkli kişiliği görebilen biridir. Belki de bu yüzden, yaptığım bunca işin arasından en renklilerini seçip buraya koydum — çünkü o renkleri bende ilk gören, yine oydu.
Bu kadar insanı, bu kadar farklı hayatı, bu kadar ayrı hikâyeyi aynı anda aklında tutabilmesi… her birine ayrı bir çare, ayrı bir yol bulabilmesi… bunu nasıl başardığını hâlâ aklım almıyor. Bu, kitaplardan öğrenilen bir şey değil. Bu bir dâhilik, bir zarafet, yıllara sığmayan bir ustalık.
Sesindeki o derin sükûnet, tek başına bir tedavidir. Hafif bir gülümsemesi bile insana “doğru yoldasın” der; tek bir sakin bakışı, sayfalarca cümlenin yapamayacağını yapar. Gözlerinin içine baktığında, daha tek kelime konuşmadan iyileşmeye başlarsın.
Hayata öyle sımsıkı, öyle içten bağlıdır ki, o bağı farkında olmadan sana da geçirir. En umutsuz günümde bile odasından her zaman biraz daha hayatta, biraz daha umutlu çıktım. Sevgi dolu bir insandır — ve o sevgi, bir hekimin verebileceği en güçlü ilaçtır.
Bana yalnızca dengede kalmayı değil, dengede yaşamayı öğretti. Duygularımdan korkmamayı, coşkumu bir düşman gibi değil bir yetenek gibi görmeyi, hüznümü bile bir renk gibi kullanabilmeyi ondan öğrendim. Verdiği en büyük armağan bir ilaç değil, bir bakış açısıydı: kendi zihnimle barışık, onunla savaşmadan, onunla birlikte yaratabilen bir insan olabilmek.
Beni bir sanatçı olarak yaratıcılığımdan bir an olsun koparmadan, ama ipin ucunu da hiç kaçırmadan yıllarca dengede tuttu. Çünkü biliyordu: beni ben yapan o fırçaydı, o renklerdi. Onları elimden almadı; tam tersine, onları güvenle tutabileceğim bir denge armağan etti.
Her renk, onun bende koruduğu bir denge günü.
Bipolar üzerine bilinebilecek ne varsa en incesine, en derinine kadar bilir — bunu adım gibi biliyorum. Ama o yalnızca bir bilim insanı değil; bu savaşta nasıl galip çıkacağımı adım adım gösteren bir yol arkadaşı, bir usta, bir rehber oldu. Kaybettiğimi sandığım her gün, o bana yeniden kazanmayı öğretti.
Bu savaşta nasıl galip çıkacağımı, o gösterdi.
Bu satırlar bir teşekkürü çoktan aştı; bu bir minnet, bir saygı duruşu. Çünkü onun dokunduğu her hayat, dünyada biraz daha fazla renk, biraz daha fazla eser, biraz daha fazla umut demek. Benim gibi nice insanı karanlıktan çekip aydınlığa taşıyan bu sessiz kahramanı, tarih belki gereğince anmayacak — ama biz, iyileştirdiği kalpler, onu asla unutmayacağız.
Bu bir web sitesi değil; bu bir boyun borcu, bir minnet.
Bu siteyi yaptığımdan haberi bile yok —
ama görür görmez kimin yaptığını anlayacak.
Binlerce hastası olsa da, herkesi ve her hikâyeyi
aklında tutabilen bir insan o.
Onu çok seven bir hastasından,
bir teşekkür mektubu.